Cumhurbaşkanı Erdoğan BM'de yaptığı konuşmada iklim krizine karşı tüm dünyayı harekete geçmeye davet etmişti. "Yarın diye bir şey yok" diyen Yeni Şafak Yazarı Mustafa Kutlu, yapılması gerekenleri seferberlik çağrısı yaparak kaleme aldı.

Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Mustafa Kutlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada gerekli her şeyi söylediğini kaydederek, "Dünyanın kılı kıpırdayacak mı? Sanmıyorum" ifadelerini kullandı.

Toyekûn bir seferberlik başlatılması gerektiğini ifade eden Kutlu, "Kuraklık kapıda. 2030-2050’ye dahi kalmayabilir." uyarısında bulundu. Kutlu, gıda konusundaki sıkıntıların birkaç kontrol memurunun fahiş fiyat tahkikatı ile bitmeyeceğini de belirtti.

Kutlu'nun "Yarın diye bir şey yok" başlıklı yazısındaki dikkatleri çekmeye çalıştığı uyarıları şöyleydi:

Yazının tamamı

Şimdi!.. Bugün, hemen, şimdi. Derhal!..

Bir savaş ilanı, bir seferberlik, bir milletin topyekun harekete geçmesi. Bu lazım, bu mümkün, başka yol yok.

Reisicumhur BM’de gereken her şeyi söyledi. Fazlası var eksiği yok.

Dünyanın kılı kıpırdayacak mı?

Sanmıyorum.

Bu yıl kış çok sert geçecek ve Avrupa’nın doğal gaz stokları yetmeyecek. Kesintiler olacak, donma tehlikesi, açlık, korku.

Biz bize bakalım.

İklim krizi bizi kuraklık ile vuracak.

Bunun işaretleri çoktan verildi, ama kimse tınmıyor. Tahminen söylüyorum (İleride gerçek sayıları bulur veririm). Ülkemizde 220 sulak arazi ve göl vardı, şimdi bu sayı 20’ye düştü.

Her gün televizyonda kuruyan bir gölden arta kalan balıkçı teknelerinin, kayıkların çürüyen iskeletini görüyoruz. Çırpınan balıklar, oksijeni tükenen sular, artık canlı cenazeye dönmüş kuş cennetleri. Simsiyah akan dereler, kokudan yanına varılamayan nehirler, körfezler, lağım çukuruna dönmüş Marmara.

Bir damla suya hasret ekin tarlaları. Bir karış boya varmadan kuruyan mahsule dalgın gözlerle bakan çiftçiler.

Bir yanda sel.

Öte yanda yangın.

Seferberlik

Felaket tellalı değilim ama görünen köy kılavuz istemiyor. Dünyanın, yani sanayi peşinde koşanların, yani kalkınma, ilerleme, refah, zenginlik, konfor, haz ve hız arzusu ile dolanların, yani nefs-i emmareye kapılanların fosil yakıt tüketmekten vazgeçeceklerini sanmak, anlaşmanın altına imza atsalar bile buna uyacaklarını kabul etmek safdillik olur.

Siz Hz. Nuh misali; “tufan koptu kopacak” deseniz, hadi gemiye binin diye teklif etseniz, onlar kibirlerinden ödün vermez. “Biz dağlara çıkar kurtuluruz” derler.

Kuraklık kapıda.

2030-2050’ye dahi kalmayabilir.

Biz anasır-ı erbaayı yani havayı, suyu ve toprağı kurtarmak için, dördüncü unsur “insan” olarak hemen harekete geçip, Anadolu toprağını kuraklığa-sele-yangına karşı korumalıyız.

Bu hamle öyle elinin ucu ile tutmakla gerçekleşemez. Kanunsa kanun, güçse güç kullanarak (tarımda reform demek artık bana hafif geliyor) bir savaş hâli gibi “seferberlik” ilan edilmelidir. Bu seferberlik hâline insanımız ikna edilmelidir. Arazilerin birleştirilmesi, kooperatifçilik, her neyse bilenler benden iyi bilir, hâl kanunu, soğuk hava depoları, frigorifik arabalar konvoyu, mağazalar zinciri veya zincir mağazalarla yapılan anlaşmalar, çiftçiye lazım ne varsa, bu teknik yapılanmayı ben bilemem ama bunca üniversite, uzman ilim adamı, teşkilat var, elbette esaslı bir plan yapılmalıdır (Öyle patates-soğan krizi sırasında alelacele kurulan gecekondu marketlerle olmaz bu iş).

Metropollerdeki nüfus boşaltılmalı (Tarımdaki kârlı istihdamı görenler kendisi gelecektir) hatta kangren hâline gelen “göçmen” unsuru dahi bu yolda işgücü olarak iskân edilmelidir.

İnsanlar bu işi “yağma Hasan’ın böreği” diye görmemeli, “bir hayat-memat meselesi” bellemelidir.

Bu işin takdimi, tanıtımı, propagandası hakkıyla yapılmalıdır. İcab ediyorsa mevcut yatırımların stratejik olanları bir yana ödemeler ve inşaatlar durdurulmalı, tüm enerji ve para bu yola sarfedilmelidir.

Yarım asırdır ülke insanının hasretle beklediği “tarlada bir lira markette on lira” kâbusu sona ermelidir. Bu tek husus dahi insana bir seçim kazandırır. Kesin olarak, sadece bu.

Mesele birkaç kontrol memurunun fahiş fiyat tahkikatı ile bitmez. Bu sahneleri çok gördük. Mesele topyekun bir “yeniden yapılanma” ile çözülür.

Ancak benim amacım bu “kısa vadeli kâr” değildir.

Amacım “Kalbin Sesi ile Toprağa Dönüş” ve “Kanaat Ekonomisi”nin hayata geçirilmesidir. Bu aynı zamanda dünyaya söyleyecek sözümüzdür.

Açıkçası yepyeni bir “hayat tarzı”.

1. yazının sonu

--

2. yazı

Bu yazının ne demek istediğini anlamak için bir önceki yazıyı (geçen çarşamba bu sütunda çıkmış idi) mutlaka okumalısınız.

TRT-Belgesel’de birkaç kere gösterildi. Seyretmiş olabilirsiniz. Günümüzden asırlarca önce Türkistan-İran çöllerinde, yerin 5-10 metre derinliğinde, binlerce kilometre uzanıp giden “sulama kanalları” bulunuyor.

Bunlar buz gibi duru suyu (ki en az iki-üç değirmen arkı tutarındadır) çölün altından geçirerek hem içme hem sulamada kullanılmak için inşa edilmiş.

Makul bir proje

Ben makul diyorum, isteyen “olmaz” diyebilir. Mesele nedir? Mesele kuraklık karşısında çorak Anadolu toprağının her karışını işleyip yeşertmektedir. Açıkçası tarımı sanayinin önüne geçirip açlığa ve susuzluğa çare bulmaktır. Elbette ki şunca yıldan beri çok verim almak için toprağa saçtığımız sentetik gübre (zehir) kullanımına son vermek. Aza kanaat edeceğiz, sağlıklı gıda yiyeceğiz.

Projemiz su temini ile ilgilidir.

Efendim bildiğiniz gibi bilhassa Karadeniz bölgemizi sel götürüyor. Bu aşırı yağışları zapturapt altına alabiliriz. Bu hükumet döneminde dağlar delindi; Ovit, Zigana tünelleri benzeri binlerce tünel yapıldı.

Sele sebep olan yağmur sularını toplayarak (İşin tekniğini bilemem elbet) tüneller vasıtası ile Anadolu’nun çorak arazisine götürebiliriz. Bu sular sayısız “yer altı barajlarında” birikecek ve arıtılarak içmede, hâliyle sulamada kullanılacak. Suyu azalan nehirler, suyu çekilen göller bu vasıta ile takviye edilecek.

Tarımı olmayanın sanayisi olmaz.

Kıtlıkta çelik yiyemezsiniz ama çilek yiyebilirsiniz.

Kanaat Ekonomisi

Yeryüzünün kaynakları vahşice tüketildi. Büyüme-Gelişme-Kalkınma-İlerleme-Refah ve Konfor bu insafsız israfın neticesidir. Üretimi artırmak istiyorsunuz değil mi? Bunun için öncelikle “tüketime” ihtiyacımız var. Bu yolda yürüyen kapitalizm tüm dünyayı bir “Tüketim Toplumu”na çevirmiştir. Gezegenin buna tahammülü kalmadı. Gün gelecek bir yudum temiz su, bir avuç zehirlenmemiş toprak, bir nefeslik temiz hava bulamayacağız.

 

YERALTI BARAJI

Simsiyah akan derelerimizi, artık tarımda bile kullanılamaz hâle gelen nehirlerimizi, balık ölümlerini görmüyor musunuz? Bu yıl koca Van Gölü dahi bir kilometre çekiliverdi. Marmara Denizi bir lağım havuzuna döndü. İki asırdan beri tüm sanayi atıklarının aktığı Karadeniz’in yapısı değişti.

Bu artık “çevre meselesi” değil, “hayat memat meselesi”dir.

Bütün dünya İlerleme-Gelişme-Büyüme-Zenginleşme-Refah-Konfor-Haz ve Hız peşinde gidebilir. “Tüketim Toplumu”nun üyesi olabilir.

Eninde sonunda duvara toslayacaklar. Biz işimize bakalım.

Bu ne demek?

Bu kendimizi dünyadan soyutlayalım demek değil.

Örnek bir toplum, örnek bir “hayat tarzı” oluşturalım demektir. İnsana, tabiata dost; fakir ama onurlu, az ama helâl, küçük ama güzel, çelikten bir irade, bağımsız-kendine yeten bir düzen, asla teslim olmayan bir ruh.

“Âmentü’ye inananlar”a bu “hayat tarzı” yakışır. Çılgın kalabalıktan uzakta.

Paylaş



Güncel Yayınlar

AYBÜ Tıp Fakültesi - COVID-19 PANDEMİSİ kitabı yayınlandı.


Korona şiirleri

Kara bulut gibi  durdu karşımda 
Yağmur beklenirken, dolu tufanı
Hastalık içimde ateşli anda
Dualar yetişti gördü bu canı

Geceler uykusuz hasret rüyaya
Döşekler sertleşmiş  benzer kayaya 
Yorgan ağırlaşmış hasret havaya
Dualar yetişti gördü bu canı

Covid-19 ve Dua / Prof. Dr. Mustafa Güneş

Devamını okumak için tıklayın

 



Facebook